Çarşamba

Müsaadenle Konuyu Yüzüne Kapatıyorum



Açtı ağzını yumdu gözünü


—Duygularımla oynadın sen benim, duygularımla!



Önce müsait uzuvlarını, müsait duygularını ortalığa peşkeş çeken sonra da onlar kullanılınca bütün ezikliğini ayyuka çıkaran bir nesil olduğumuz aşikâr. Duygularını sere-serpe işportacılar gibi tezgâhta sergilerken alıcının AVM sempatizanı olmasını istiyoruz. Niye? Türk Sinemasından öyle öğrendik çünkü. Çünkü fakirdik ve zengin birinin bizi sevmesi gerekiyordu. Çünkü zenginler fakirleri sever, çünkü fakirler iyi kalplidir, temizdir, saftır. Hayat onları yıprattıkça onlar daha da masumlaşır. Niye? Çünkü Omega3 ve çinko vitamini alamıyorlar. Bu da onları geri zekâlı yapıyor. Beyni çalışan insan acı çektikçe daha da masumlaşmaz. Durumu değiştirmek için psikolojik ve fizyolojik savaş başlatır.


Modernize edilmiş halini söyleyeyim mi size? Türk Sinemasında bize öğretilen şeyler umut etme yeteneğimizi arttırdı. Umut ettikçe hayal kurduk, hayal kurdukça öğün atladık. Yoksa zenginler fakirleri sevmez. Zenginler fakirleri s.ker. Ancak beyin hücresi az gelişmiş biri düzülmeyi sevmekle bağdaştırır… Gibi düşüncelerle ayrılmaya çalıştığım sevgilimin, sayılmaya müsait beyin hücrelerinden ve merhametinden sızan bu saçma düşüncenin açılımını yapıyordum. Yüzüme sinirli gözlerle bakınca sıranın bana geldiğini fark edip;






—Ben senin duygularınla oynamadım. Bak, gerçek şu ki ben çocukken oyuncaklarla bile oynamadım. Oyun oynamayı sevmiyorum ben. Okula başladığımda arkadaşlarımla ip atlamadım, büyüdüm param oldu tavlada iddiasına zar bile atmadım. Ben oyun sevmiyorum bebeğim. Ben oyun oynayamıyorum. Keşke oynayabilseydim. Keşke senin bütün duygularını elektrik süpürgesi gibi iç edip, onu içimdeki lağım çukurunda biriktire-bilseydim. Ama olmadı… Olmuyor, keşke olsaydı… Keşke biz… ama yapamadım…çünkü sen ……………….. !


İşte noktalama diye ben buna derim. Bir noktanın arkasına sülalesi düşmüşse senin için artık çok geçtir dostum. Çünkü o noktalarda sana sıralanabilecek bir düzüne belden aşağı sıfat vardır. Ama ben bütün hanımefendiliğimi koruyup sustum. O da sustu. Susuştuk.


Barmene seslendim:


—Viskimi tazeler misiniz?


“Keşke içimi tazeleyen biri de olsa” diye düşünürken, Barmen omzuna attığı içimden daha pis havluyla bar bankosunu siliyordu. Edip Cansever masaya biranın dökülüşünü koymuş. Cesur adammış. Ben biri gelir oturur diye eve masa almaya korkuyorum. Aynı masaya ikinci bir kişiyle oturmaktan korkuyorum. Çünkü dizginleyemediğim insanların hayalleri, gözyaşları, güncel astrolojik dertleri, regl dönemine bağlı sızlanmaları, hormon dengelerine bağlı azgınlıkları, IQ seviyelerine bağlı kurnazlıkları… Bıktım. Tanrım; Bir gün bir hastalık seçme sansım olursa sağır olmak isterim. Ya da bütün dinlediklerimi azad edip Alzheimer.


—Bana da bir bira' dedi, son dakikalarını oynayan sevgilim.


—Tabi, bir şeklide kullanmak lazım,


—Neyi?


—Çok fonksiyonları olan uzuvlarımızı


—Anlamadım


—Şaşırmadım


Gözlerini gözlerime etiket gibi yapıştırıp, ne demek istediğimi anlamaya çalışırken gözlerinin dolduğunu fark ettim. Ağlayan bir erkeğin çaresizliğiyle, akıllı bir erkeğin zekâsı ölümüne kapışır. Genelde ağzı iyi laf yapan zeki erkek kazanır. Niye? Çünkü kadınlar kendileri için ağlayan erkekleri değil de kendilerini ağlatan erkekleri tercih ederler. Niye? Anneleri öyle yaptı çünkü. Unutmayın; bir kızın çeyiz sandığında annesinin kaderi gizlidir. Siz hiç içi kitap dolu, içi çiçek dolu, içi para, altın, hisse senedi, tapu, anahtar dolu, içi resim, fotoğraf, şiir dolu, içi hayal dolu, içi oyuncak dolu, içi umut dolu, içi sevgi dolu bir çeyiz sandığı gördünüz mü? Ben görmedim. Bir gün ezkaza evlenirsem ve çocuk yapma gafletinde bulunursam ve en iyi ihtimalle %50 lilik payla bir kızım olursa ve kızım evlenmeye karar verirse çeyiz sandığının çok farklı olacağından emin olabilirsiniz.


—Ağladığım için bana acıyorsun değil mi?


—Hayır. Zeki olmadığın için sana kızıyorum. Ama üzülme, hem zeki hem merhametli erkek yok. Yani, artık öyle erkek yapmıyorlar. Neyse, ben müsaadeni istiyorum.


—Müsaade etmiyorum


— O zaman müsaadenle konuyu yüzüne kapatıyorum


—Peki. Müsaade senin.






Sevim Demiröz


17.04.2013