Salı

Yarım Fotoğraf


Fotoğraf yarım



Fotoğraf baskısını beklerken baskı makinesinin renk ayarlarını hiç gereği yokken tekrar kontrol ettim. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum, sanırım önsezi.
Makinenin iki metrelik uzunlukta gövdesinden küvetine düşen yirmiye otuz ebatlarındaki siyah beyaz fotoğrafı gördüğümde bir yerlerde yanlış yaptığımı düşünmeye başlamıştım ama artık çok geçti. Ellerimin arasındaki fotoğraf yarım.
Her kodlama aynı, her renk kombinasyonu sabit olduğu halde fotoğraf yarım: Neden? Virüs bulaşmış olabilir.

Odama geçtim.

Fotoğrafı masanın üzerine koydum. Burnu, saçları, sakalları, ve omuzlarıyla sabit dururken fotoğrafa bakarak bir sigara yaktım. Bir tıkanıklık var; yanlış kodlama, yani dijital kodlamanın yalanı; ama nerede?

Ellerimizi bağlayan ne?

Birkaç ayar değişikliğinden sonra baskı için tekrar gönderim yaptım. Masanın üzerindeki adamın gerçek yüzünü görebilmek artık kişisel mevzu haline gelmişti -nedense?-
Koltuğa oturup ayaklarımı masanın üzerine koydum.
Aradan çok geçmeden personellerden biri içeri girdi. Elinde yirmiye otuz fotoğraf baskısını yüzünde gülücüklerle getirip masamın üzerine koyduktan sonra;

"Boşuna uğraşma, bu da onlardan" dedi.

Gülümseyerek eğilip fotoğrafı aldım. Masanın üzerinde duran fotoğrafın yanına bırakıp koltuğa yaslandım. Aynı.

Haklısın dercesine gülümsedim.

O odadan çıktı, ben sigaramı tavana üfledim, hikaye rayına oturdu.

-Ben neye bulaştım?







Sevim Demiröz


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder