Salı

Kirpi Edebiyat 29. Sayı / Mart

*Bu yazı Kirpi Edebiyat Dergisinin Mart 2016 tarihli 29. Sayısında yayımlanmıştır.






Ölüm Uykusu



       İşten çıkıyorsun. Her taraf yağmur, çamur, korna sesleri. Kafan kazan gibi. Bir an önce kendini kutsal mabedine, en güçlü kalene, evine atmak istiyorsun. Trafikle boğuşuyorsun, insanlarla boğuşuyorsun, teknolojiyle boğuşuyorsun, bunların hepsini sıralı-sırasız yerine getirirken aslında bu yorgun yaşamı haketmediğini düşünüp en çok kendinle boğuşuyorsun. Güç bela da olsa kapıdan içeri kendini atıyorsun. Evin sessizliğine kendini bırakırken beyninin içinde, günden arta kalan ekonomik raporlar, projeler, efeler, tüfeler, -lerler... -larlar halay çekiyor. Unutmam lazım diyorsun. Çünkü bir sonraki güne kendini hazırlamalısın. Büyük ya da küçük hiç fark etmez, kendi dünyanın kahramanı olarak geri kalan ilk gününde yüzünü güneşe çevirmen lazım. Bitirdiğin günün defterini dürüp kenara koyuyorsun. O sırada televizyonu açıyorsun. Hayatta olduğunun göstergesi diğer hayatlara şahitlik etmek çünkü, bunu da iyi biliyorsun. Birden eline kumandadan kan bulaşıyor. Önce ne olduğunu anlamıyorsun. Panikliyorsun. Kalbin yerinden fırlayacakmış gibi çarpmaya başlıyor. Bana ne oldu diyorsun. Bana ne oldu? Elini-kolunu kontrol ediyorsun ama hiçbir kesik izi yok. O sırada gözün televizyona takılıyor. Şok içinde televizyona bakakalıyorsun. Televizyondan kan sızıyor. Ekranda bombalanmış evler, paramparça olmuş bedenler, bir çocuğun ayakları değmeden yerle yeksan edilen şehirler...

Tabut merasimi başlıyor sonra. Tabutlar. Tabutlar. Tabutlar... Resmi can kıyımlarıyla gayr-ı resmi kıyamlar birbirine karışıyor. Ekrandan sızan kan oturduğun koltuğun kenarından sana doğru süzülüp ayaklarına bulaşıyor. Bir kadının ağlaması duvarlarda yankılanıyor sonra. Sonra başka bir kadının ağlaması. Sonra bir çocuğun ağlaması. Sonra bir şehrin ağlaması. Sonra bir Ülke'nin ağlaması. Hepsi duvarlarında, kulaklarında, ruhunda yankılanıyor. Kan ve gözyaşı birbirine karışıyor. Her tarafın kan revan, yüzün gözün görünmüyor acıdan, yokluk ve keder içinde her yanın, bedel ödüyorsun...

Sonra soruyu değiştiriyorsun: Bize ne oldu?

Kendi sorduğun soruyu kendin yanıtsız bırakıp elinden çok ruhuna bulaşan kanı temizlemek için önce televizyondan, sonra odadan, sonra da kendinden uzaklaşıyorsun. 'Yarın' denilen görünmez sayaçta yerini alabilmek için yapıyorsun bunu. Daha büyüğüne kendini hazırlamak için. Güzel şeyler de var bu yerküre'de yalanını, umut yükünde barındırmak için. Yapmak zorundasın: Çünkü Savaş denilen o iğrenç varoluş çabası, sen istemesen bile hayatına entegre ediliyor. Üstelik bazıları kansız, yani tamamen ruhunu öldürecek biçimde tasarlanıyor.

Gözlerini uykuya teslim etmeye çalışıyorsun. Başarıyorsun da. Bütün bir Halk gibi, bütün halkların kardeşliği gibi, bütün halkların kardeşlerinin kardeşleri gibi, bütün halkların akrabaları, dostları, komşuları gibi sen de uyuyorsun. Herkes gibi uyumanın seni artık büyütmeyeceğini de biliyorsun.

Çünkü bu uyku artık ölüm uykusu. Ve her uykunda bu coğrafya da bulunan herkes gibi aslında biraz sen de ölüme yürüyorsun.


Sevim Demiröz




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder