Pazar

Deli Saçması





25 dakika boş bir sayfaya bakıp hiçbir şey yazamayan Kadın,



Kendini alkol şişelerinde kaybedip hakkında arama emri çıkarılan “Ağlak Zampara”

“Bana bir kadeh pembe şarap” diyemeden ölen Garson,

Konservatuara hazırlanan Cırcır Böceği

Keyif Pezevengi Alkolik Karınca

Yumurtası tavada, kendi ızgarada pişen Leylek

Yüzmeleri için suya bırakılan “Balık Krakerler”

Organ naklinde bozulan “Mekanik Beyin”

Alındığı yere bırakılmayan “Delta Kafası”

Nerde unutulduğu hatırlanmayan “Suç ve Suç Ürünleri”

Her sabah aynı kafayla ava çıkan “Sarhoş Martılar”



Devrilmeye meyilli cümlede ki akşam; bir arkadaşım pavyon hikâyesini anlattı.

Birgün pavyona gittik. Garip bir yer. Hayata hiçbir şeyin bağlayamadığı insanların hepsi orada. Tabi bende. İzmir’li bir kız geldi yanıma. Konuşmadım tabi ki. Bilirsin, ben Türkçe anlayıp konuşamayan biriyim. O konuştu ben dinledim. Bazen soru sordu, yalan cevaplar verdim. Bir ara kalktı yanımdan, başka masalara gitti. Kıskandım nedense?

“Bırak herkes herkesin olsun, sen benim ol” diyemedim. Tanıdıkların mekânıydı üstelik bunu sesli söyleyemedim. O günden sonra hiçbir şey aynı olmadı bende. Bazen konuşmayı denedim, susup dinlemek yerine. Benim derdim anlatmak değil, ben susarak anlaşılmayı istiyorum biliyorsun. Ama hiçbir şey aynı olmadı yine de. Çünkü;

İçine gömüldüğümüz düşlerde ki hayat “ayrı”

İçinde olduğumuz dünyaların rüyaları “ayrı”

İçine sıçtığımız hayatların anlamı “ayrı”

Ben neyi aynılaştırmak derdindeydim onu çözemedim. Belki de ben, neyi çözemediğimi çözemedim.

Belli ki dertlerimiz aynı. Kimin nerede olduğu, dert defterine bağlı. Kimimiz evde, kimimiz barda, kimimiz pavyonda. Parkta, orada, burada, şurada… Başka insanları kendi hayatına dâhil etme saçmalığında. Belki de tüm sorun bu. ”Evde yokum” cümlesini kendimize kurmalıydık. Belki de tüm sorun kendimize ait bir düş kuramamakta. Sence de öyle değil mi?

-Bence sen o kıza “bırak her şeyi benimle gel” demeliydin.

-Bence ben o kızı düşümden çıkarıp, garsona vermeliydim.

-Garson “bana bir şişe pembe şarap” diyemeden öldü

-Haklısın. Cırcır böceği de konservatuara hazırlanıyor. Karınca alkolik, Leylek’te kendi derdinde.

-O zaman susalım.

-Susalım. Zaten ben Türkçe anlayıp, konuşamayanlardanım.



Sevim Demiröz

Serzeniş






Hayata olan aşkımdan mıydı?

Yoksa sancımdan mı? bilemiyorum

Gecelerce kağıt-kalem yeyip, mürekkep içtim

Buydu beni sarhoş eden belki de (senin için) ....




Ucuz bir karanlığa bırakıyorum şimdi hayallerimi,

Ansızın ve öylesine.

Beklemiyorum artık bayram günlerini.

Ve son sözü yine ben söylüyorum hayata!

Son söz önsöz'den daha kısa;


'Alabileceğini aldığını zannediyorsun sen hayat!

Oysa ben, sedece bir yaramı göstermiştim sana.'

























Sevim Demiröz

Hüzün Duası







Tanrı'ya açtığım avuçlarıma düşüyor yüzün

Hüznümde küçücük bir tebessüm..

.

.

.


İçinde okyanus kokusu,

İçinde yosun,

İçinde bütün coğrafyaların mavisini barındıran

Kıyısına düşmeden sandalımı demirlediğim rotasız bir yoldu

Yüzün,

Gözün..


Tanrı'ya açtığım avuçlarıma düşüyor hüznün.


Attığın adımları sayıyorum...Gelişin...

Attığın adımları seviyorum.

Ömrümü katmerleyen merdivenlerimde duruyorken ayak izlerin,

Bir kokun vardı uyandığımda baş ucumda

Birde saçlarımda parmak izlerin.


Seni beklediğim takvim yapraklarına düşüyor hüznüm.


Şimdi kapısını kilitlediğim bir odanın anahtarını saklıyorum en ücralara

Gidişin..

Akla zarar sabahlar biriktiriyorum

Belki birgün gelirsin diye ucu ucuna cümleler iliştiriyorum,

Sana,

"İğne atsan yere düşmez tenhalarımda".

.

.

.


Tanrıya açtığım avuçlarıma düşüyor yüzün

Hüznümde gelişini bekleyen bir tebessüm..



28.03.2010/pazar

22:23



Sevim Demiröz

Arayış





Ömrümü uzatır içimdeki kestirme yollar

Kime dönsem yüzümü karanlık

ve bütün virajlar yeni bir yalnızlık!





Sevim Demiröz

ANNEM'e






Önce saçlarım yaşlandı

Yüzümde muamma yılların bin asırlık hüznü

Hüznüm yokluğunun doğum günü hatırası.

Öğrendiklerimle çoğalıyorum

Eritiyorum zamanı bilmediklerimle-

Ama nafile

çünkü ben hala -de -da larla ip atlıyorum.

Şair söyledi ben anlamadım

çocukmuş hala bir yanım

Oysa aynı şairden duydum

'Kirpiklerinin Tanrı'nın eli' olduğunu.




Peki benim ellerim kimin?




Yüzümde muamma bir istimlak sahası,

doğum gününü kutlayamadığım kadına ait

yine aynı kadının ismi,

dudaklarımdan yıllardır duyulmayan

ıslığımın iplerine dolanmış

hınzır bir gülüşün kuru hikayesi.

Saçlarım diyorum;

Annemin doğum günü hediyesi.





Sevim Demiröz